Erciyes Grup
İstanbul 120 tane devletten daha büyük bir şehirdir
Oflaz Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Muzaffer OFLAZ, İstanbul'un tamamen özel bütçeye sahip ve kendi geliriyle geçinen bir şehir olduğunu söyledi.
MEHMET SAFA CANAT - HASAN CANAT / İSTANBUL

Öncelikle bize kendinizi tanıtır mısınız?

1947 yılında Kayseri’de Bünyan’a bağlı Karadayı köyünde doğdum. İlkokulu Karadayı’da, ortaokulu Bünyan’da, liseyi Kayseri Lisesi’nde bitirdim. 1966 yılında üniversite tahsilimi yapmak için İstanbul’a geldim. İstediğim üniversiteyi kazanamadığım için eğitim hayatıma bir yıl ara verip kendi köyümde öğretmenlik yaptım. O zamanlar Kayseri Lisesi’nden mezun olanlar çok prestijli üniversitelerde okumak isterlerdi. Bu konuda ben de iddialı bir insandım. Üniversite sınavının dışında İstanbul Teknik Üniversitesi, Ortadoğu Teknik Üniversitesi ve Yıldız Teknik Üniversitesi özel imtihanla öğrenci alırdı. Benim bütün idealim teknik üniversite de okumaktı. 1967 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi’ne girdim. 1971-1972 Eğitim ve Öğretim Yılı’nda okul birincisi olarak mezun oldum. Gündüz çalışıp gece okuyordum. 1969 yılından 1975 yılına kadar Adalet Partisi Gençlik Kolları Merkez İlçe Başkanlığı görevinde bulundum. Okulu bitirdikten sonra Isparta’da kısa dönem askerlik yaptım. Askerden döndükten sonra askere gitmeden önce kurduğum firmamı harekete geçirdim ve ilk devlet taahhüt işini aldım. 1980 yılına kadar hem Türk Mühendisler Birliği Yöneticiliği hem de müteahhitlik işlerine devam ettim. 1980 yılında TİM-SE (Türkiye İnşaat Müteahhitleri İşveren Sendikası) kurucuları arasında yer aldım. O günden bugüne kadar hiç ara vermeden başkanlık da dahil yöneticilik yaptım. Şu anda da İstişare Yüksek Kurulu Genel Başkanlığı görevindeyim. 1986 yılında Mehmet Yazar ile beraber HDP (Hür Demokrat Partisi) kurucuları arasında yer aldım ve Genel İdare Kurulu Üyeliği yaptım. Partinin ANAP ile birleşmesinden sonra “Biz işimize dönüyoruz” diyerek siyasetin altını çizdik. O gündür bu gündür siyasetten uzak duruyoruz. 1986 yılında İstanbul Eğitim Vakfı’nın kurucuları arasında yer aldım. 1991 yılına kadar Başkan Yardımcılığı yaptım. 1991 yılından bugüne kadar da halen başkanlık yapmaktayım. 1991 yılından 1994 yılına kadar Beylerbeyi Spor Kulübü Başkanlığı yaptım. 2001-2004 yılları arasında Galatasaray Beylerbeyi Spor Kulübü Başkanlığı yaptım. 1994 yılından 1999 yılına kadar Kayseri’liler Derneği Yönetim Kurulu Üyeliği ve Kayserispor’un İstanbul Temsilciliği görevlerinde bulundum. 2001-2003 yılları arasında Kayserililer Derneği Başkanlığı yaptım. Ben Türkiye’de en fazla sosyal hizmetlerde görev yapmış insanlardan biriyim. Sosyal hizmetlere ayırdığım zamanımın % 10’unu kendi işime ayırsaydım Kayseri’nin en zengin işadamı ben olurdum. Halen Tüm Kayserililer Derneği Başkanlığı yapmaktayım.

SOSYAL HİZMETLERE ÖNEM VERİYORUZ

Uzun yıllar sosyal hizmet vermenizin sebepleri nelerdir?

Ben okurken, okuyan insanların çok büyük zorluklarla okuduğunu gördüm. Bu da beni böyle bir sosyal hizmete yöneltti. İkincisi köy çocuğu olduğum için bütün kardeşlerim okudu. Biz 6 kardeşiz ve ablam hariç biz 5 kardeş üniversite mezunuyuz. Yani 1970’li yıllarda 5 kardeşin okuyup üniversite mezunu olması mucize bir olaydır. Biz babamızdan geçmiş hatıraları çok dinlerdik. Dedemler 5 kardeşmiş ve 4 tanesi askerde şehit olmuş. Eskiden öğretmen ve imamlar askere alınmazmış. Babamın en küçük amcasını da Adana’nın bir köyünde imamlık yaptığı için askere almamışlar. Hayatta kalan tek kardeş o olmuş ve onun çocukları hep okumuş. Yani dünyaca ünlü yazar Sayın Turan OFLAZOĞLU babamızın öz amcasının oğludur. Bu yüzden okumaya büyük önem vermişizdir. Ben okurken aynı zamanda çalıştığım için köyümüzün camisini yaptırdım. 23 yaşımda annemi kaybettim. Annemin de köyümüzdeki okuyan gençlere katkısı çok büyüktü. Halen köyümüzde okumak isteyen gençlere burs veriyorum. Aynı zamanda Türkiye’nin ilk köy kütüphanesi dayımındır. Dayım bizzat kütüphane için kendi evini tahsis etmiştir. Köyümüz tarihi ipek yolu üzerinde Karatay Kervansarayı’nın bulunduğu köydür. Köyümüzde bir Kervansaray Külliyesi bir de tabir-i caizse Muzaffer Oflaz Külliyesi bulunmaktadır. Bunun yanında köyümüzde sağlık ocağı, cami, 12 derslikli Muzaffer Oflaz İlköğretim Okulu ve 600 kişilik çok amaçlı salon bulunmaktadır. Benim son olarak kendi adıma yaptırdığım Muzaffer Oflaz İlköğretim Okulu’nun 2002 yılındaki açılışına Kayseri protokolü dahil Türkiye’nin çeşitli yerlerinden çok önemli insanlar katılmıştı. O dönemin Kayseri Valisi Nihat CANPOLAT; “Kayseri’de 7 yıldır valiyim. Kayseri tarihinde ben böyle bir protokol görmedim. Sevenlerinizin ne kadar çok olduğunu görün” demişti. Çok görkemli bir tören yaptık. Ramazan ayına denk geldiği için akşam 2.000 kişiyle iftar yemeği yedik. Köyümden hala kopmadım. Her Kurban Bayramı’nda kurbanımı köyümde keserim. Kayseri’nin kültürü, siyaseti, sporu ve derneği ile ilgilenen benim gibi çok az adam vardır. Kayseri’de son yıllarda 2 tane zirve oldu. Biri Kayseri Zirvesi diğeri de Hayırseverler Zirvesi oldu. Bu iki zirvenin organize edilmesinde biz de elimizden geldiği kadar dernek olarak yardımcı olduk. Bundan da çok gurur duyuyorum.

ÖZAL'I REDDETTİM

Sayın Oflaz, bu kadar sosyal hizmet arasında kendi işinize ne kadar zaman ayırdınız?

İlk yıllarda işime çok zaman ayırdım. 1975 yılında siyasete ara verdikten sonra 1980 yılına kadar da işime çok zaman ayırdım. O yıllarda bile Türk Mühendisler Birliği Yöneticiliği yapmaktaydım. Gerek köyümden gerek yöneticilik yaptığım derneklerden hiçbir zaman kopmadım. Örneğin; Bünyan’da ortaokulda okurken evinde kaldığım aileyi her Kayseri’ye gidişimde ziyaret ederim. Bünyan’da evinde kaldığım aileden vefat eden herkesin mezarını yaptırdım ve mezar taşlarına “Bizlere yaptığınız hizmetlerden dolayı sizlere minnettarız” diye yazdırdım. Dolayısıyla dedemlerin 5 kardeş olması ve 4 kardeşin askerde şehit düşmesi bizim duygusal yetişmemize neden oldu. Duygusal yetişmemiz bize insanlara hizmet etme şevkini ve zevkini verdi. Ben birilerine yardım ettiğim zaman çok mutlu olurum. Şu anda da İstanbul Eğitim Vakfı’nda başkanlık yapmaktayım. Vakıfta binlerce öğrenciye burs, her gün binlerce insana yemek verilmektedir. Annem hep bize; “Her şeyi çok dürüst düşünün ve dürüst hareket edin. Siz çok cömertsiniz. Allah size bol kazanç sağlayacak işler nasip etsin” derdi. Ben hep avukatlık düşünüp siyaset yapmayı isterdim. Liseyi bitirdikten sonra bir yıl okuma hayatıma ara verdiğim için köyümde hem öğretmenlik yaptım hem sınavlara hazırlandım. Bu dönemde köyümüze gelen hocalar ve öğretmenler hep bizim evimizde misafir edilirdi. Onlardan çok önemli nasihatler aldım. Süleyman Demirel’in yüksek inşaat mühendisi olduğunu öğrendiğim zaman “Demek ki mühendislerden de siyasetçi olabiliyormuş” diyerek inşaat mühendisliğini seçip siyasete atıldım. Siyasi hayatımda büyük bir çevreye sahip oldum. İş hayatına atıldığım zaman ister istemez gittiğim birçok devlet dairesinde ve piyasada büyük itibar gördüm. İnsanlar sizi nasıl tanıyorsa o kadar itibar görürsünüz. İstanbul’a ilk adım attığım günden beri MTTB (Milli Türk Talebe Birliği) Genel Başkanı Sayın Rasim CİNİSLİ ve İsmail KAHRAMAN’ı tanıdım. Onların çok faydasını gördüm. Yurtta beraber kaldığımız insanlar şu an üst düzey bürokrat görevlerinde bulunmaktadır. En büyük faydayı da okuma yazması olmayan Kayseri Develi’li yanında çalıştığım müteahhit Sayın Ahmet SALMAN’dan gördüm. Ben onun için “Okumamış Alim” derdim. İlkokulu dahi bitirmemiş olmasına rağmen çok zeki, hafızası yerinde, fevkalade insancıl, bildiği hiçbir şeyi esirgemeyen ve beni de her gittiği ortama götüren bir insandı. 2004 yılında vefat etti. Halen çocuklarım hanımına babaanne der. Kendisine de dede derlerdi. Bu derece kendisini severdik. Ahmet SALMAN Bey’in yanında 8 yıl çalıştıktan sonra kendi işimi kurmaya karar verdim. Ayrılacağımı söylediğim zaman bana iyi niyetinden dolayı “Biraz zor ama sen bilirsin” demişti. Hakikaten de zor olmuştu. Ayrıldıktan sonra da bana çok yardımcı oldu. Yetersiz kaldığım konularda bizzat bizimle ilgilendiği zamanlar oldu. Vefat edene kadar kendisine saygıda kusur etmedik. 1980 yılından sonra kendi işlerimizi hızlandırdık. 1994 yılından sonra da her yıl % 50 oranında bir büyüme trendine girdik. İnşaat sektöründe dört firmamız, madencilik sektöründe üç firmamız, turizm ve sağlık olmak üzere iki firmamız olmak üzere dokuz tane firmamız var. Bir de kendi adımıza Oflaz Vakfı diye bir vakıf hazırlığımız var. Sosyal hizmetlere çok zaman ayırdım ama kendi işim için de çok çalıştım. Marmara Bölgesi’nde çok iş yaptım, her hafta bir sefer Marmara Denizi etrafında bir tur yapardım. Akşam saat 01:00’de eve gelip sabah 04:00’te tekrar işe giderdim. Hanım espri olsun diye “Sabah çıkarken otel parasını bırak da git” derdi. Çocuklarımın nasıl büyüdüğünü görmedim. Biz bir aile şirketiyiz. 1997 yılında kendi sektörümüzde istatistiklerde ilk sıralarda yer alırken 2006 yılında geriledik. Buna rağmen Kadıköy’de vergi rekortmeni olduk. Bundan dolayı büyük gurur duyuyoruz.

SÜREKLİ AYNI KADRO İLE ÇALIŞIYORUZ

Muzaffer OFLAZ olarak bugünlere kadar gelmenizin sebebi nedir?

İnşaat sektöründe maalesef babadan oğula geçme durumu çok azdır. Bunun da belirli nedenleri vardır. Mesela bir işadamının fabrikası vardır. Talep varsa programını ona göre yapar. Daha fazla talep olursa fabrikayı büyütür. Fakat inşaat sektöründe böyle değil. Mesela yap-sat daire yapıyorsunuz. İnşaatı yaptınız ama satmakta zorluk çektiniz. Devlet taahhüdünde de işi bitirip hak ediş alamadınız. Yanınızdaki işçileri tasfiye etmek zorunda kalıyorsunuz. Sürekli aynı kadroyla çalışmak çok zordur. Biz bu duruma özen gösterdik ve ekibimizi uzun yıllar bünyemizde tutmayı başardık. Halen firmamızdan emekli olan işçi, usta ve mühendis var. Onların da duaları bize yeter diye düşünüyorum. Ben bunu özellikle araştırdım ve bir şey tespit ettim. TİM-SE (Türkiye İnşaat Müteahhitleri İşveren Sendikası) Başkanlığı yaptığım zamanlarda sendikamıza üye olan firmaların %98’i bir nesil devam etmiş ya da el değiştirmiş. Ben 1965 yılından beri bu sektörün içerisindeyim. 1972 yılından beri de fiili olarak firma sahipliği yapmaktayım ve 35 senedir aile şirketi olarak ayaktayız.

EĞİTİM VE SAĞLIĞA YATIRIM

Gelecekteki hedefleriniz nelerdir?

Kayseri’li olup da sanayiye girmeyen, herhalde hamaliyeyi seçen bir tek benim. Ben üniversitede okurken turizmi düşündüm. Rahmetli Cumhurbaşkanımız Turgut ÖZAL 1984 yılında bize siyaset teklifinde bulunmuştu. Ben de ticaret yapacağımı söyleyip kabul etmemiştim. Belki insanlara daha iyi sosyal hizmet veririm düşüncesiyle kabul etmedim. Sn. ÖZAL, Kayseri Lisesi’nde okurken yurtta amcamla aynı odada kalmış. Sonradan öğrendim ve kabul etmediğime pişman oldum. Şu anda da ciromuz çok az olmasına rağmen çok insan çalıştıran bir grup olduğumuz için mutluyum. Mesela İstanbul’un bütün peyzaj işleri bizim şirketimizdedir. Belirli bir ücretle 700 - 800 tane işçi çalıştırıyoruz. Bugüne kadar hesabımızı bilerek hep sistemli hareket ettik. Birdenbire anormal bir şekilde büyüyerek zengin olmak istemedik. Halen bu şekilde devam etmekteyiz. Bir diğer düşüncem ise sağlık ve eğitim projesidir. Özel lise ve üniversiteler de düşüncem de vardı. 1970’li yıllarda insanlar “Özel Okullara Hayır” diye sokaklara dökülürken şimdi özel okullarda okumak için yarış yapıyorlar. Sağlık konusunda ise annemin 47 yaşında vefat etmesi, beni böyle bir oluşuma yönlendirdi. 1970’li yıllarda özel sağlık kuruluşları yoktu. İstanbul Maltepe’de hastane yapacağımız yerin imar iznini 2007 yılında aldık ama bürokratik nedenlerden dolayı inşaatına başlayamadık. Kaçak yapılaşmaya karşı olduğum için 12 yıl bekledim. Halen büyük bir umutla beklemekteyim. Turizm ile ilgili de geleceğe dönük bir otel projesi çalışmalarımız var.

CADDELERE HAYAT VERDİ

Bugüne kadar yapmış olduğunuz önemli işlerinizden bahseder misiniz?

Ben hem çalıştım hem okudum. İstanbul’da bazı ilk projeleri biz yaptık. İlk sahil kuşaklama kanal projesinde stajer olarak çalıştım. Diploma projem; İstanbul’un su getirmesi ve kirli suyun arıtılıp denize deşarjıdır. 1969 yılında Bağdat Caddesi’ni ve Bağdat Caddesi’nin altyapısını biz yaptık. Yenikapı Sahil Yolu’nu biz yaptık. İlk rıhtım projesi olan Kalamış Rıhtımı’nı ve ilk yer altı geçidi olan Küçükyalı Tren yolu alt geçidini biz yaptık. İlk dere ıslahlarını biz yaptık. İstanbul’da dolaşırken “Şu yolu, şu alt geçidi, şu kanalizasyonu ben yaptım” dediğim çok projem var. Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nden aldığım köy içme suları işlerini yaptım. Her gittiğim köye de çeşme yaptırdım. Antalya’da ilk yer altı geçitlerini yapmak bize nasip oldu. Antalya Havaalanı sahil yolu prestij protokol yolunu ve Düden Şelale’sinin peyzajını biz yaptık. Şu anda da Antalya Başkanlık Sarayı inşaatını biz yapıyoruz.

KAÇAK YAPILANMA ÖNLENMELİ

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin çalışmaları sizce nasıl gidiyor ve daha iyi olması için neler söylemek istersiniz?

Ben İstanbul’u rahmetli Fahri ATABEY zamanından beri iyi bilirim. Rahmetli Fahri ATABEY Bey İstanbul’a yokluk içinde hizmet etti. Çok da dürüst bir insandı. O dönemlerde 5-6 tane müteahhit vardı. Belediyeler ödenek konusunda çok büyük sıkıntılar çekti. Müteahhitler belediyede kuyruğa girip muhasebeciye “Bari yol parası ver de büroma döneyim” diye yalvarırlardı. 1983 yılından sonra insanların ufku açıldı. Buna da Sn. Turgut ÖZAL neden olmuştur. İstanbul Büyükşehir Belediyesi yöneticilerinin de 1983 yılından sonra ufku açıldı. Hiç el değmez denilen yerler yıkıldı. Rahmetli Adnan MENDERES’e Vatan Caddesi yapılırken herkes “Uçak pisti mi yapıyorsun” dermiş. Şu an İstanbul’un trafik çilesini Vatan Caddesi çekmektedir. Bana siyaset yaptığım dönemde de “İlerde ne olmayı düşünüyorsunuz” dedikleri zaman “İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’ndan başka hiçbir şey düşünmem. Hatta Başbakan Yardımcılığı’nı bile İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na değişmem” derdim. İstanbul bugün dünyada 120’nin üzerinde devletten daha büyük, kendi geliriyle geçinen, tamamen özel bütçeye sahip bir şehirdir. Fakat İstanbul’a belediye başkanı olanlar hep “Yaparım” diye gelmişlerdir. Hiç “Yıkarım” diye gelmemişlerdir. Oysa ki İstanbul’da yıkılacak çok kaçak yapılar var. Ben TİM-SE Genel Başkanlığı yaptığım zamanlarda her 3 yılda bir İstanbul’daki kaçak yapıları tespit ettirirdim. İstanbul’un % 76’sı kaçak yapıya sahip, % 95’e kadar da imara aykırı yapılanma var. Sadece % 5 oranında imar ve ruhsat izinli yapılanma var. Bunlar da kamu hizmet binalarıdır. Mesela Saraçhane’deki İstanbul Büyükşehir Belediyesi Hizmet Binası’nın dahi ruhsatı yoktur. İstanbul’daki birçok okulun da ruhsatı yok. Bence İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin asli görevlerinden birisi de yeni araziler üretmek ve ürettiği arazilerden de imar ve ruhsat konusunda ödün vermemektir. Eş-Dost, Ahbap-Çavuş ilişkilerinin tamamen kesilmesi gerekir. “Yahu şuraya bir kat daha atsam ne olur?” gibi lafların artık söylenmemesi lazım. Yeni üretilecek arazilerde de önce altyapının sonra üstyapının yapılması gerekir. Biz bunun nedense tam tersini yapıyoruz. Ülkemizde bir deprem gerçeği var. Biz TİM-SE’de de bunun için bir araştırma yaptık. İstanbul’da 7.4 şiddetinde bir deprem olduğu zaman binaların % 75’inde hasar olacak. Eski yapıların çoğu zaten elle karıştırılan betonla yapıldı. Eğer 40 - 50 saniye sürerse 500 bin ev hasar görür. Tabii ki böyle bir şeyin olmasını istemeyiz. Allah hepimizi korusun. Biz yıllarca yapı polisleri ve yapı denetim şirketleri olmasını istemiştik. Şu anda yapı denetim şirketleri kurulmaya başlandı. TOKİ’de de böyle bir uygulama var ama o müşavir firmalar devlet yapılarını denetliyor. Özel sektörde yapılmıyor. İlerleyen yıllarda bu gibi çalışmaların da olacağına inanıyorum.

UYARI: YUKARIDAKİ RÖPORTAJ SADECE MEDYA ÇALIŞMASIDIR. ERCİYES GRUP OLARAK BU ŞİRKETLE HİÇBİR TİCARİ BAĞIMIZ YOKTUR.